Empatik iletişim güçlendikçe bağımlılık ihtiyacı azalıyor

Abone ol

google news logo
Giriş30 Ocak 2026
Güncelleme02 Şubat 2026

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen “Uyuşturucuyla Mücadelede Kararlı Devlet Güvenli Türkiye Paneli” ne katıldı. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun da katıldığı programda Tarhan, “Uyuşturucuyla Mücadelede İletişim Temelli Önleyici Yaklaşımlar” oturumunda dikkat çekici söylemlerde bulundu. Bağımlılığın yalnızca maddeye değil, hayata bağlanma sorunu olduğunu vurgulayarak bağımlılıkların beyindeki ödül sistemi üzerinden geliştiğini, güvenli bağlanma, güçlü iletişim, sosyal destek ve anlamlı ilişkilerin bağımlılıklardan korunmada belirleyici rol oynadığını ifade etti. Empatik iletişim güçlendikçe bağımlılık ihtiyacının azaldığını da belirten Tarhan, bilimsel veriler ışığında empatik iletişim, nitelikli beraberlik ve yaşamın doğru anlamlandırılmasının bağımlılıkla mücadelede temel bir yaklaşım olduğunu da dile getirdi.

“Uyuşturucuyla Mücadelede Kararlı Devlet, Güvenli Türkiye” paneli, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Konferans salonunda yapıldı.

Panele; Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu başta olmak üzere birçok isim katıldı.

TRT Haber Spikeri Esra Kaya’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; sosyal destek, güçlü iletişim ve anlamlı ilişkiler kurmanın bağımlılıklardan korunmada önemli bir rol oynadığını vurguladı.

Panelde ayrıca; İstinye Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Peyami Çelikcan, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İzlem Vural ile Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Esra Abay Çelik de yer aldı.

“İnsanoğlu müthiş bir potansiyelle doğuyor”

Bağımlılığı literatür vakalarıyla ele alan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Uyuşturucu ya da uyarıcı maddeler… Aslında hepsi birbirine benzer. Davranışsal bağımlılıklar da buna dahil. Çünkü hepsi beyinde benzer alanları etkiliyor. Kumar bağımlılığı, çeşitli dijital bağımlılıklar hepsi aynı şekilde beyindeki dopamin sistemi, haz sistemi ve ödül sistemi üzerinden çalışıyor. İnsan çocuğu, diğer canlıların yavrularından farklı olarak psikolojik açıdan prematüre doğuyor. Biz hiçbir şey bilmiyoruz ama müthiş bir potansiyelle doğuyoruz. Fiziksel olarak tamamız ancak psikolojik olarak prematüre doğuyoruz. Hatta literatüre girmiş vakalar var. Mesela Ukrayna’da Oksana Malaya vakası. Anne babası alkolik, orman kenarında bir köyde yaşıyorlar. Çocuk tam bir fiziksel ve duygusal ihmale maruz kalıyor. Çocuk köpeklerin arasında büyüyor. Üç yaşında kayboluyor, on yaşında bulunuyor. Dört ayak üzerinde yürüyor, köpekler gibi yemek yiyor, köpekler gibi suyun altına giriyor. Bulunduğunda rehabilitasyon merkezine alınıyor. Ayağa kalkabilir hale geliyor ve birkaç cümle kurabilir duruma geliyor.” diyerek sözlerine başladı. 

“Bağımlılık bir ekosistem hastalığı”

Bağımlılığın beyindeki ödül sistemini bozduğunu söyleyen Tarhan; “Çocuğun ilk eğitim yeri ailesidir, yuvasıdır. Anne baba ya da anne baba yerine geçen kişilerdir. İlk dersini orada alır. Hatta anaokulu çocuklarına beyindeki ödül sistemini test etmek için yapılan bir deney var. Sınıfa dörder tane çikolata dağıtıyorlar. Çocuklar gözlemleniyor. Herkes çikolatasını yiyor, dağılıyor sorun yok. Bir müddet sonra bu kez sınıfta bazı çocuklara bir, bazılarına yedi, bazılarına ise hiç çikolata verilmiyor. Yine gözlemliyorlar. Bu sefer sınıfta kavga çıkıyor, huzur kaçıyor. Oysa anaokulu çocuğunda henüz soyut kavramlar gelişmemiş. ‘Acaba adil paylaşımla ilgili bir gen mi var?’ sorusu buradan çıkıyor ve bunu araştırıyorlar. Yani insanda böyle genetik eğilimler var. Adil paylaşım olmaması, ödülün paylaşılamaması şiddete sebep olabiliyor. Bağımlılık da aynı şekilde insan beynindeki ödül sistemini bozuyor. Burada sosyal öğrenme ve çevre önemli. Onun için bağımlılık bir ekosistem hastalığıdır.” ifadelerini kullandı.

“Sanki madde almış gibi…”

Beyinde bağımlılıkla ilgili kimyasalların görevlerine değinen Tarhan; “Serotonin reseptörleri ayrı, esrarla ilişkili kanabinoid reseptörleri ayrı, endorfin reseptörleri ayrı. Bu reseptörler uyarıldığı zaman beynin hemen dopaminerjik sistemi harekete geçiyor ve beyinde haz oluşuyor. Mesela kumar oynayan bir kişide serotonin ve dopamin reseptörleri harekete geçiyor. Yani beyinde madde almış gibi… İkisi beyinde aynı etkiyi oluşturuyor. Spor yapan kişilerde de endorfin salgılanıyor. Kişi ağrı duymuyor. Endorfinin iki özelliği vardır. Biri haz vermesi, diğeri ağrı kesici olmasıdır. Zaten iç morfin dediğimiz şey beynin kendi ürettiği endorfindir. Gençler spor yaparken haz alır ama spor bitip dinlenmeye geçince ağrılar başlar. Hepimiz denemişizdir vücut soğuyunca ağrı başlar. Çünkü o süreçte endorfin salgılanıyordur. Beynin böyle bir sistemi var. Bu uyarıcı maddeler, uyuşturucu maddeler ya da davranışsal bağımlılıklar da beyindeki bu sistemleri çalıştırıyor.” şeklinde konuştu.

“Bilimsel verilerden yardım alarak birçok alışkanlığımızı değiştirebiliriz”

Yemek sohbetlerinin nörobiyolojik karşılıklarına değinen Tarhan; “Aile içerisinde dijital detoks uygulamaları yapıyoruz. Mesela sofraya tabaklar koyuluyor bir tabak da telefonlar için koysunlar diyoruz. Herkes telefonunu o tabağa koysun, ondan sonra sohbet ederek yemek yesinler. Çünkü yemek yerken beyin dopamin salgılıyor. O anda sohbet de edersek, sohbetle yemek sırasında salgılanan dopamin eş zamanlı olduğu için beyinde kalıcı öğrenme oluşuyor. Yani o yemek sohbetlerinin aslında nörobiyolojik bir karşılığı var, bir temeli var. Bilimsel verilerden yardım alarak birçok alışkanlığımızı değiştirebiliriz. Klasik yöntemlerle çocuğa yaklaşırsak çocuğu kaçırırsınız. Bu da bir iletişim yöntemidir. Empatik iletişim. Onu karşımıza almıyoruz, yanımıza alıyoruz ve birlikte yürüyoruz. Karşımıza alıp düzeltmeye çalışırsak genci kaybederiz ama onunla yürürsek, yol arkadaşlığı yaparsak, empatik iletişim kurarsak kaybetmeyiz.” dedi.

“Bağımlılık bir bağlanma bozukluğudur”

Sürekliliğin güvenli bağlanmayı sağladığını belirten Tarhan; “Bağımlılık bir bağlanma bozukluğudur. Yani bağımlılık dediğimiz şey aslında maddeye bağlanma değil, insanın hayata bağlanma bozukluğudur. Mesela çocuk doğar doğmaz ilk duyduğu duygu nedir? Annenin karnında son derece konforlu bir ortamda dudağını bile oynatması gerekmiyor, her şey hazır geliyor. Birdenbire doğuyor, ciğerlerine soğuk hava doluyor ve ilk hissettiği duygu korku oluyor. İlk sığındığı kişi annedir ve ilk bağlandığı nesne de annedir. Eğer çocuk anneyle güvenli bağlanma kurarsa, hayatta da güvenli bağlanma kurabiliyor ama anneyle kaçıngan bağlanma, anksiyeteli bağlanma ya da dezorganize bağlanma oluşursa, güvenli ilişki kuramazsa çocuklarda yuva hastalığı dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Yani yuvalara bırakılan çocuklar fiziksel olarak çok iyi bakılıyor ama çocuklar büyümüyor hatta yuva hastalığında ani ölümler görülebiliyor. Bu çocuklarda bunun sebebi, sık sık bakıcı değişmesi. Kararlı, tutarlı ve devamlı bir bağlanma oluşmuyor. Güvenli bağlanma kuramıyorlar çünkü bakım veren kişi sürekli değişiyor. Bizim kültürümüzün avantajı burada ortaya çıkıyor. Mesela anne çalışsa bile anneanne var, babaanne var ya da devamlı olan bir bakıcı var. Bu süreklilik güvenli bağlanmayı sağlıyor. Yani güvenli bağlanma çok önemli.” ifadelerini kullandı.

“Empatik iletişim güçlendikçe bağımlılık ihtiyacı azalıyor”

Anlam mutluluğuna dikkat çeken Tarhan; “İletişimde güven duygusunun oluşması çok önemli. Bir de maddeye bağlı ilişkilerde regüle edilemeyen duygular, duygusal boşluklar varsa kişiyle empatik iletişim güçlendikçe bağımlılık ihtiyacı azalıyor. Burada nitelikli beraberlik önemli. Çok arkadaşın olması değil derin dostluk önemli. Mesela dost kelimesi… Bizdeki dost kelimesinin İngilizcede tam bir karşılığı yok. Bizim kültürümüzde var ama İngilizcede daha çok friendship deniliyor. Aynı şekilde huzur kavramı da öyle. Arapçadaki huzur kelimesinin İngilizcede tam karşılığını araştırmışlar, bulamamışlar. Bunun üzerine pozitif psikolojiyle ilgilenen Amerikalı Seligman, onun yerine otantik mutluluk ifadesini kullanmış. Yani saf, halis, doğal mutluluk gibi. Çünkü İngilizcede bizim anladığımız anlamda huzur kelimesi yok. Bizdeki huzur kelimesi Arapça hazır olmak kökünden geliyor. Yani negatifi de görüyorsun, pozitifi de görüyorsun her ikisine de hazır oluyorsun ama pozitife sığınıyorsun. Kendini her şeye hazır hissederek, dingin bir şekilde iyi hissetmek… Bu mutluluktan daha büyük bir hal. Bu da anlam mutluluğudur.” şeklinde konuştu. 

“Dijitalleşmenin getirdiği viral etkiler var”

Küresel sistemin bağımlılığı artırdığını vurgulayan Tarhan; “Şu anda bağımlılık tedavisinde amaç ve anlam ölçekleri geliştirdik. Zarar algısı ölçeği, sonuç bilinci ölçeği ve yaşam anlamı ve amaçları ölçeği… Bunların geçerlilik ve güvenirlik çalışmaları yapıldı, yayınlandı. Bunları kullanarak kişilerin maddeyi tekrar kullanmaması, yeniden buna ihtiyaç hissetmemesi için hayatını doğru anlamlandırması üzerinde çalışmak gerekiyor. Bu küresel sistem bağımlılığı artırdı ama çözümü de bir şekilde bulunuyor. Onun için hiç karamsar olmamak gerekir. Anneler, babalar, bağımlılık kurbanları ‘Çocuğumuz kaydı, gitti.’ deyip ümitsizliğe düşmesinler. Devletimiz şu anda bu konuda çok ciddi yatırımlar yapıyor. İnsanların hasta olmaması için çalışan bir devlet anlayışı var artık. Sağlıklı yaşam master planı hazırlanmış ve devreye girmiş. Bu çok güzel bir şey. Bizim asıl hedefimiz insanların hasta olmaması için çalışmak. Çünkü hastalıkların yüzde 60-70’i yaşam stili hatalarından kaynaklanıyor: Beslenme hataları, yaşam hataları, yanlış kararlar… Dijitalleşmenin getirdiği viral etkiler var kötülüğün viral şekilde yayılması gibi. İnsan beyni kötülüğe daha çabuk etkileniyor.” diyerek sözlerini tamamladı.