Nitelikli ebeveynlik için; Denge, Sevgi ve Bilinçli Rehberlik…
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Biltek Okulları velileri ile bir araya geldi. “21. Yüzyılda İyi Ebeveyn Olmak: Çocuk Yetiştirme, Ruh Sağlığını Koruma” başlığında dikkat çeken paylaşımlarda bulunan Tarhan, dijital çağda ebeveyn olmanın sorumluluklarını ele aldı. Tarhan, içinde bulunduğumuz çağda yaşanan hızlı toplumsal dönüşümün, aile yapısını ve çocuk yetiştirme anlayışını doğrudan etkilediğine dikkat çekti. Dijitalleşme, yapay zekâ, değerler eğitimi, ergenlik dönemi, vicdan gelişimi ve ailenin rolü gibi pek çok başlıkta önemli söylemlerde bulunan Tarhan, “Değişen dünyada çocuklara anlam, amaç ve iç denetim kazandırmalıyız.” diyerek modern dünyada ebeveynliğin temel hedeflerine işaret etti. Bilim ile inancın birbirini desteklediği bir dönemde yaşadığımıza dikkat çeken Tarhan, nitelikli ebeveynliğin temelinde denge, sevgi ve bilinçli rehberliğin yer aldığını ifade etti.



Biltek Okulları Üsküdar Kampüsünde gerçekleşen programa ilgi yoğun oldu.

“İnsanlık tarihinde hiçbir şeyin dönüşümünün bu kadar hızlı olduğu bir dönem olmadı”
İçinde bulunduğumuz çağın insanlık tarihindeki en hızlı değişim ve dönüşüm sürecini barındırdığını belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “21. yüzyıl insanlık tarihinde hiçbir şeyin dönüşümünün bu kadar hızlı olduğu bir dönem olmadı. Hazreti Ali’nin bir sözü var, ‘Çocuklarınızı onların yetişeceği çağa göre yetiştirin.’ diyor. Yani biz çoğu zaman, ‘Ben annemden babamdan böyle gördüm.’ deyip aynı şekilde yetiştiriyoruz. Oysa mesele onların yaşadığı çağa göre değil yaşayacakları çağa göre yetiştirmek. Bu nedenle bu değişimi iyi okumamız gerekiyor. Eski sorular hala geçerli ama onlara yeni cevaplar vermemiz mümkün. Dijitalleşme ortaya çıktı. Özellikle yapay zekadan sonra dünyada artık her şey daha da değişecek. Osmanlı, Endüstri Devrimi’ni bir şekilde kaçırdı. Şu anda yaşadığımız yapay zeka devrimi ise Endüstri Devrimi’nin bir üst versiyonu. Bunu kaçırmamamız lazım. Kaçırmamak için de aslında çok güçlü bir altyapımız var, yetişmiş insan açısından, gelişmişlik seviyesi açısından ve birçok yönden önemli fırsatlara sahibiz. Bütün zorluklara rağmen önce değişimi ve düzelmeyi kendi alanımızdan başlatmamız gerekiyor.” diyerek sözlerine başladı.
“Nefis bizi bir tarafa zorluyor…”
Nefis ve kalp arasındaki dengeye dikkat çeken Tarhan; “Nefis terbiyesinde bir tarafta nefis var, bir tarafta kalp var. Burada nefis bizi bir tarafa zorluyor. Açgözlü, doyumsuz, sorumsuz, sınırsız içimizde böyle bir parça var. Yani nefsimiz, insanın içindeki zorlayıcı parça. Bu insanlık tarihinde hep var olmuştur. Onun için denir ki, ‘Küfür devam eder ama zulüm devam etmez.’ Zulüm güçlü olanın zayıfı ezmesidir ve bu karşılıksız kalmaz. Sadece öbür dünyada değil bu dünyada da insanlar bunun bedelini öder. Böyle bir durumda çocuğumuzu eğitirken, onu hayata hazırlamamız gerekiyor. Nasıl ki bir insan trafikte araba kullanmayı öğrenirken yol işaretlerini de öğrenir hangi işaretin ne anlama geldiğini bilir. İnsanın hayatında da ahlaki değerler, trafik levhaları gibidir. Hayat yolunda karar verirken onlara bakar, onlardan referans alır. Burada önemli olan levhanın süslü boyası değil gösterdiği istikamettir. Bu nedenle değerleri öğretirken asıl hedefe götürmemiz gerekiyor. İlahi hedef nedir, bizim hedefimiz nedir? Bunları iyi bilmemiz ve iyi anlatmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

“Bu hızlı dönüşümü iyi okumamız gerekiyor”
Hızlı toplumsal dönüşüm karşısında yeniliklere direnmek yerine doğru bir denge kurulması gerektiğini vurgulayan Tarhan; “Şu anki bu hızlı dönüşümü iyi okumamız gerekiyor. Buna karşı çıkmak yerine olumlu yönüyle ele almak önemli. Çünkü her yeniliğin bir tehdit boyutu vardır bir de fırsat boyutu vardır. Biz sadece tehdit boyutuna odaklanırsak statükocu oluruz. Statükocu olunca ne olur? Mevcudu korumaya, savunmaya göre çalışan bir zihin ortaya çıkar. Savunmaya göre çalışınca da insan, yenilikten korkan biri haline gelir. Böyle olunca girişimci ve yenilikçi olamaz. Oysa girişimci ve yenilikçi olabilmesi için dünya ahiret dengesini kaybetmememiz gerekiyor. Dünya bir tarla gibidir biz burada eker, biçeriz. Hayatımızın sonunda zaten yevmi’d-din, yani hesap günü vardır. Fatiha Suresindeki din de hesap günü demektir. Yani hayatımız boyunca ekeriz, biçeriz, artılarımızı ve eksilerimizi biriktiririz. Hayatın sonunda artılarımızın yüzde 51’i fazla olursa, inşallah ehl-i necat oluruz diye düşünmek lazım. Onun için hayatta gençlere amaç ve anlam verirsek, gençleri muhafaza ederiz.” şeklinde konuştu.
“Ergenlik kişinin kendi kimliğini arayıp bulduğu bir dönem…”
Ergenlik döneminin bireyin kimlik arayışında kritik bir evre olduğunu ifade eden Tarhan; “Ergenlik kişinin kendi kimliğini arayıp bulduğu bir dönemdir. Ben kimim? Nereye aitim? Niçin? sorularını her ergen sorar. Sosyal kimlik, kültürel kimlik, dini kimlik, cinsel kimlik… Bütün bu kimlikler bu dönemde oturur. Bunun için çocuk önce kendi birikimlerine, aileden elde ettiklerine bakar. Bu yaştan sonra çocuk artık anneyi babayı değil, dışarıyı daha çok referans alır. Bu genetik olarak da böyledir. Hormonlar vücutta canlanır. Canlanınca beyin iki dönemde sinaptik patlama yapar biri 0-3 yaş arası, diğeri de 12-15 yaş arası. Beyinde bir büyüme faktörü vardır BDNF diye. Bu büyüme faktörü o dönemde çok salgılanır. Müthiş bir şekilde beyin yeni hücreler ve yeni bağlantılar oluşturur. Sonra bu bağlantılar sosyal ilişkilerle budanır. Hani ilkbaharda üç haftada birdenbire her taraf yemyeşil olur ya işte buna benzer bir süreçtir. Yani beyinde birdenbire büyük bir patlama olur. Bu sırada hatalar yapılır. Onun için delikanlı denmiş, delişmen kız denmiş. Peygamberimiz Aleyhissalatu vesselam, ‘Buluğ çağı deliliğin bir şubesidir.’ buyuruyor. 1400 sene önce sanki nörobilim ve nöropsikolojiyi tarif eder gibi müthiş bir tanım yapıyor Resulullah Aleyhissalatu vesselam.” dedi.
“Özgürlük adı altında sorumsuzluk yaygınlaştı”
Yeni kuşakların adalet ve masumiyet beklentilerinin yüksek olduğuna dikkat çeken Tarhan; “Adil paylaşımın olmaması ergenleri çok rahatsız ediyor. Günümüzde Z kuşağı, genellikle benmerkezci ve konforcu gibi görünüyor. Bu eğilim küresel olarak da böyle. Ergenler çok sevimliler. Aynı zamanda masumiyet beklentileri yüksek, adalet beklentileri de yüksek. Bu nedenle çocuklarımıza sosyal ve duygusal becerileri öğretmemiz gerekiyor. Çünkü insan beyninde sosyal ve duygusal becerilerle ilgili alanlar tespit edildi, buna karşılık gelen nörolojik yapılar belirlendi. Madem böyle nasıl spor yaparken belli bir disiplin varsa duygu ve düşünceyi yaşamanın, sosyal ve duygusal becerilerin de kurallı bir şekilde öğretilmesi gerekiyor. Üstelik çocukluktan itibaren. Asırlardır gelen eğitim anlayışı da aslında bunu söylüyor. Çünkü özgürlük adı altında sorumsuzluk yaygınlaştı. Şu anda küresel ölçekte, sınırsızlık ve hak-özgürlük dengesini bozan bir yaşam felsefesi hakim olmaya başladı. Böyle bir ortamda genç yetiştirmek de gerçekten zorlaşıyor.” ifadelerini kullandı.
“Elimizde kalan son sığınak vicdan…”
İnsan yetiştirmenin temelinde bireyin kendini tanıması ve vicdan gelişiminin yer aldığını belirten Tarhan; “İnsan yetiştirirken dikkat etmemiz gereken temel şey, kendini tanıyan insan yetiştirebilmektir. Aslında geleneklerimiz bunu öğretiyordu. Bugün duyguların eğitimi diye ifade edilen şey, bizim literatürümüzde nefsi terbiye olarak geçer. Tasavvuftaki temel öğreti de budur. Tasavvufun bütün üstadı olarak bilinen Hazreti Ali, Şah-ı Velayet’tir. O da bunu Resulullah’tan öğrenmiştir. Orada öğrenilen ilkeler, ilmin doruk noktasıdır. Bir de Allah’la bağ kurma becerisi vardır. Biz çocuğumuza Allah’la online olma becerisi kazandırabiliyorsak, çocuğun içine bir kötülük geldiği zaman o duygu ona yeter. Çünkü bu hesap verme duygusudur ve gizli kötülükleri de engeller. Açık kötülükleri zaten kanunlar, yasal normlar belirlerdi sosyal normlar ve gelenekler de bunu desteklerdi. Şimdi sosyal normlar, gelenekler, sosyal kabuller değişti. Böyle olunca geriye son koruyan olarak aile kalmıştı son sığınak aileydi ama şimdi aile de tehdit altında. Çünkü evin açık kapısı gibi akıllı telefon, tablet ve dijital dünya evimizin içine girdi. O halde elimizde kalan son sığınak vicdan. Çocuğa vicdan duygusunu kazandırmamız gerekiyor. Vicdan iç denetleyici, zihinsel jüri demektir. Sadece bir duygu değildir. Sadece kalple ilgili de değildir. Akıl ile kalbin senteziyle oluşan bir yapıdır. Çünkü sadece akıl insanı yanıltır, sadece kalp de insanı yanıltır. Doğru olan ikisinin birlikte çalışmasıdır. Onun için bu zamanın insanı, bir elinde Kur’an, bir elinde bilgisayar olan insan olmalıdır. Bunu başarabilirsek çocuklarımıza iyi bir örnek oluruz. Böylece geleneklerimizin özünü de korumuş oluruz.” şeklinde konuştu.
“Çocuğa verilebilecek en güzel hediye nitelikli beraberliktir”
Ailenin değişen dünyada hala en önemli sığınak olduğunun altını çizen Tarhan; “Aile, toplumun en küçük birimi ve aynı zamanda bir kurumdur. Ailenin son sığınak olmasının sebebi de budur. Çünkü bu çağda insanı ne kanunlar ne hukuki normlar ne de sosyal normlar yeterince koruyabiliyor. Gelenek ve görenekler de aynı şekilde korunamıyor. İletişim çağında yaşadığımız için çocuğu dış etkilere karşı tamamen engellemeniz mümkün değil. Bu noktada zaman kötü diyerek çocuğa aşırı kontrol uygulamak geri teper. Çocuğu tamamen gevşek bırakmak da yanlıştır. Aşırı disiplin de doğru değildir. Önemli olan yerinde ve zamanında bir denge kurabilmektir. Anne ve babanın çocuğuna verebileceği en güzel hediye, nitelikli beraberliktir. Birlikte zaman geçirmek, birlikte anı biriktirmektir. Çocuğun gelişen ruhuna ekilen bu tohumlar, orta yaşta ya da ileri yaşta uygun ortamı bulduğunda yeşerir.” dedi.
“İlim tevhide yardım ediyor”
Tevhid bakış açısıyla kainatı okumanın gençleri ikna etmede etkili olduğunu ifade eden Tarhan; “Allah evrensel bir veri tabanı yaratmış bilgi ve ilim. En başta kainat bilgisini yaratmış. İkinci safhada matematiği, hesaplamayı yaratmış. Üçüncü safhada geometriyi, tasarımı yaratmış. Dördüncü safhada enerji fiziğini, beşinci basamakta maddeyi ve kimyayı yaratmış. Altıncı basamakta ise canlıyı yaratmış. Altı günde yaratılma aslında altı basamakta yaratılmadır. Allah kainatı böyle yaratmıştır. İlk yaratılışta her şeyi bilir ilmiyle bilir. Biz sadece orada iyiyle kötüyü seçiyoruz ve seçilen bir program ortaya çıkıyor. Geçmişi ve geleceği de bu şekilde bilmiş oluyor. Bu nedenle bugün, kuantum fiziğinden sonra ‘Lâ meşhûde illâ Hû, lâ mevcûde illâ Hû’ ifadesinin ne anlama geldiği daha iyi anlaşılmaya başlandı. Yani dinle bilimin en iyi sentez olduğu bir zamandayız. Böyle bir zamanda gençleri ikna etmek daha kolay tabii akıl devredeyse. Tevhid gözüyle bakarsak kainatı çok güzel okursunuz. Kainat kitabını okumak, emin olun Kur’an-ı Kerim’in anlamını okumak gibidir. İlk ayet ‘Oku’ der. Bu sadece yazılı bir kitabı okumak değildir kainat kitabını okumaktır. Alak Suresine bu gözle bakmak gerekir. Sonra kalemden bahseder yani oku, yaz der. İnsan, eşref-i mahlûkat olarak böyle yaratılmıştır. Bunları gençlere anlattığınız zaman ikna olmamaları mümkün değil. Onun için aslında şanslı bir dönemdeyiz. İlim bugün tevhide yardım ediyor.” diyerek sözlerini tamamladı.
- En son haberler
- SHMYO’da kalite toplantısı yapıldı20 Ocak 2026
- Uyku bozukluklarına yenilikçi bir yaklaşım “Uyutan İplik” projesi!20 Ocak 2026
- Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Geleceğin liderliği erdem ve anlam üzerine olmalı”20 Ocak 2026
- Sarılmak sinir sistemini alarm modundan çıkarabiliyor!19 Ocak 2026
- Sağlık Bilimleri Enstitüsünde Akran Değerlendirme Süreci başarıyla tamamlandı19 Ocak 2026
- Gençleri bekleyen yeni tehlike ‘Onay Bağımlılığı’19 Ocak 2026
- Nitelikli ebeveynlik için; Denge, Sevgi ve Bilinçli Rehberlik…19 Ocak 2026
- Güvenlik direksiyonda değil lastikte başlıyor!19 Ocak 2026
- ABD’li İlahiyat öğrencileri RİNAP’ı ziyaret etti19 Ocak 2026
- “Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!”19 Ocak 2026
