Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hekimin lügatinde ümitsizlik olmamalı”
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Gölcük Necati Çelik Devlet Hastanesi hekim ve sağlık çalışanlarıyla bir araya geldi. “İletişim Kazaları” başlığında söyleşen Tarhan, iletişimin özellikle sağlık alanında ve hayattaki yeri, önemine dair dikkat çekici paylaşımlarda bulundu. Zor kişiliklerle baş etme yöntemlerine değinen Tarhan, empati temelli yaklaşımın gerekliliğinin altını çizdi. Sağlıklı iletişim için rol paylaşımının doğru yapılmasının, açık ve güvene dayalı iletişim kurmanın mesleki ilişkilerde belirleyici olduğunu söyledi. Çözülemeyen duygusal çatışmaların zamanla bedensel çıktıları olabileceğini vurguladı, hekimlerin lügatinde ümitsizliğin olmaması gerektiğinin altını çizdi.
Söyleşi, Gölcük Necati Çelik Devlet Hastanesi Konferans Salonunda gerçekleştirildi.
Söyleşinin moderatörlüğünü Gazeteci Şaban Özdemir yaptı.
“Sadece sağlıkta değil hayatta da iletişim çok önemli”
Sosyal hayatta iletişimin belirleyici rolüne değinen Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Sadece sağlıkta değil hayatta da iletişim çok önemli. İnsan çocuğu diğer hayvan yavrularından farklı olarak iletişim açısından prematüre doğuyor. Yani insan doğduğu zaman psikolojik olarak prematüre dünyaya geliyor. Mesela bir ördek yumurtadan çıkar çıkmaz yüzmeyi biliyor. Zürafa yavrusu doğuyor, bir iki silkeleniyor ve hemen yürümeye başlıyor. İnsan çocuğu ancak bir yıl sonra yürüyebiliyor, 15 yaşında ise iyiyi kötüyü ayırt edebiliyor. Yani insanın bütün sosyal ve duygusal becerileriyle iletişim becerileri sonradan öğreniliyor. Doğduğu ortamda öğreniyor insan, iletişimi sonradan kazanıyor. Bu durum sağlık alanında da geçerli. Aile içi ilişkilerde, karı-koca ilişkisinde, çocuklarla ilişkilerde, kısacası bütün sosyal hayatta iletişim belirleyici.” Dedi.
Duygusal aktarım önemli!
İletişimin; verbal ve non-verbal olmak üzere iki çeşidi olduğunu kaydeden Tarhan, “Verbal iletişim kullandığımız kelimelerdir ve iletişimin yaklaşık yüzde 20’sini oluşturur. İletişimin yüzde 80’i ise non-verbal (Sözsüz) iletişimdir ses tonu, eşik altı vurgular, mimikler, jestler, beden dili ve seçilen kelimeler… Bunların tamamı iletişimin büyük kısmını oluşturur ve karşı tarafta duygusal bir aktarım yapar. Duygusal aktarımın olduğu iletişimle, sözel aktarımın olduğu iletişim aynı şey değildir. Duygusal aktarımı tamamen bilinçdışı bir mekanizmayla, farkında olmadan yaparız. Orada samimiyetimiz görünür, şeffaflığımız anlaşılır.” İfadelerini kullandı.
Toksik karanlık güçler…
Katılımcılardan gelen soruların da ele alındığı söyleşide zor kişilikleri ele alan Tarhan; “Karanlık Üçlü” (Dark Triad) denilen bir kavram var. Narsisistik kişilik, makyavelist kişilik ve antisosyal kişilik. Bunlar toksik karanlık üçlüdür. Bu üç özelliği taşıyan kişi tümör ya da kanser hücresi gibidir. Kanser hücresi sınırsız, sorumsuz ve doyumsuzca büyür. Hep bana der, yanındaki dokuları yutar. Vücuda gelen glikozun çoğunu o kullanır. Vücut ölecek mi, ölmeyecek mi diye düşünmez büyür, büyür… Karaciğerde başladıysa karaciğer yetmezliğinden kişi ölür ama o hiç düşünmez. Aynı bunun gibi iletişimde de toksik kişilikler var. Bunları zor kişilikler olarak tanımlıyoruz. Bunları tanımak ve bunlara karşı doğru bir tavır geliştirmek gerekir. Hastaneye gelen kişilerde de iletişimin üç ayağı vardır. Biri sağlıklı iletişim, ikincisi çatışmalı iletişim, üçüncüsü ise iletişimsizlik. En kötüsü iletişimsizliktir. Hiç cevap vermemek, karşı tarafa sert bir söz söylemekten daha büyük bir öfke uyandırır. Çünkü değersiz hisset der, yok sayar. İnsanın en büyük psikolojik ihtiyaçlarından biri varoluş ihtiyacıdır. Bir insanı yok saymak o insana yapılabilecek en büyük kötülüktür. Onun için iletişimsizlik, çatışmalı iletişimden daha ağır sonuçlar doğurur. Kavgada bile bir iletişim vardır kişi muhatap alınıyordur, negatif de olsa bir değer veriliyordur ama iletişimsizlikte hiç değer verilmez, karşısında duvar gibi durulur. Buna duvar örme davranışı denir. Bu yapıldığında karşı taraf çok daha fazla tepki verir.” ifadelerini kullandı.
“Rol paylaşımını iyi yapan iletişim kazalarını en aza indirir”
Rol paylaşımının adil olması gerektiğinin altını çizen Tarhan; “Biz Tıp Fakültesinde tıp öğrencilerine klinik iletişim dersi veriyoruz. Klinik iletişim çalışıyoruz ama bu sadece sağlık çalışanı–hasta ilişkisi değildir. Ekip işi içinde yatay ilişkiler, yatay ve dikey ilişkiler dışarıdan gelenlerle, hasta yakınlarıyla kurulan ilişkiler de bunun içindedir. İş ilişkilerinde iç müşteri diye bir kavram vardır. Yani insanın içeride birlikte çalıştığı kişiler… O da insandır onun da duyguları vardır, onun da travmaları vardır. Ona yaklaşırken şunu unutmamak gerekir. Her insan saygıdeğerdir her insan biriciktir. Unvanlar özellikle Doğu toplumlarında çok kıymetlidir. Batı toplumlarında ise unvanlarla kişilikler çok karıştırılmaz. Profesyonel ahlak onlara bunu öğretmiştir. Rol paylaşımını iyi yapan kişi, iletişim kazalarını en aza indirir. Burada ben şu anda hekim rolündeyim, hemşire rolündeyim, klinisyen rolündeyim ama eve gidince o rolden çıkıp baba ya da anne rolüne geçmem gerekir. Hastayla dışarıda karşılaşırsanız artık o rolde davranmamak gerekir. Bunu yapabilen kişi rol paylaşımını doğru yapıyor demektir. Onun için mesleki rolleri ve sosyal rolleri iyi tanımlayıp, beynimizde bunlara ilişkin doğru modeller geliştirmemiz gerekiyor.” şeklinde konuştu.
“Niyetlenmiş davranışla niyetlenmemiş davranış beyinde farklı mekanizmalarla çalışır”
Kategorik düşüncenin uygulanması gerektiğini söyleyen Tarhan; “Niyetlenmiş davranışla niyetlenmemiş davranış beyinde farklı mekanizmalarla çalışır. Buna kategorik düşünce denir. Kişi evde baba rolündedir, iş yerinde patron ya da çalışan rolündedir. Eğer buna niyetlenirse beyin o rolle ilgili pozisyon alır algısını ona göre kurar, tepkilerini ona göre geliştirir. Şimdi mesela herkesin bir derdi vardır, evinde hasta çocuğu vardır, bir problemi vardır. Buraya gelir. Buraya geldiği zaman şunu demesi gerekir. Eskiden iletişimciler rol yap derdi içinden gelmese de o rolü yap derlerdi ama insan bir rolü inanarak yapmazsa, bu duygu aktarımına yansımaz. Non-verbal iletişime de yansımaz. Farkında olmadan ‘Buyur’ derken sertçe uzatır fırlatır gibi verir. Bu rolü benimseyemediği için olur. Kişi şöyle derse, ‘Evet, evde birçok problemim var. Bunları çözmem lazım ama şu anda ben işimin rolündeyim. Bunları not aldım, akşam gidince halledeceğim.’ İşte buna kategorik düşünce denir. Bizim meslekte de böyle. Klinisyen olarak her gün onlarca problemli, dertli, sıkıntılı hikaye dinliyoruz. Birini dinleyip diğerine geçtiğimizde, aklımız önceki hastada kalırsa bu işi yapmamız mümkün değil. Her hasta geldiğinde o hastayla ilgili konuyu ele alıp bir özet yapıp, zihinde onu rafa koyup, sonra diğer hastaya geçmek gerekir. Buna beyinde kategorik düşünce ve stratejik düşünce denir. Stratejik düşüncede kişinin bir hedefi vardır o hedefle ilgili stratejisini belirler. Tabi burada amaç ve anlam çok önemlidir.” dedi.
“Söze ‘Son kararı siz verirsiniz’ diye başlamak çok etkili”
Hasta ile hekim arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğini ele alan Tarhan; “Şu anda hekime gelmeden önce mutlaka Google’dan, yapay zekadan soruyorlar. Bir sürü malumatla geliyorlar. Çoğu da adeta halüsinasyon gibi üretilmiş, gerçek olmayan bilgiler oluyor. Bunları düzeltmek, ikna etmek gerçekten çok zor. Böyle durumlarda bazen ısrarcı hastalara şunu söylüyorum ‘Sizin mesleğiniz ne?’ diyorum. ‘Mühendis’ diyor mesela. ‘Bakın, ben mühendislikten anlamam, siz de hekimlikten anlamazsınız.’ diyorum. ‘Buradaki benim görüşüm bu. İster uygularsınız ister uygulamazsınız. İster kabul edersiniz ister etmezsiniz.’ Bunu söylerken ses tonunu yükseltmeden söylemek çok önemli. Hani en acı ilaç bile draje şeklinde verilir, dışı şekerle kaplıdır en acı gerçeği bile uygun bir dille, çatır çatır ama doğru bir üslupla söylemek gerekir. Burada net olmak gerekir. Hatta hastanede böyle durumlar olduğunda tedavi reddi formu alıyoruz. Yani hasta ‘Ben bu aşıyı yaptırmak istemiyorum, bu tedaviyi kabul etmiyorum.’ dediğinde bu mümkündür. Çünkü sonuçta hastanın vasisi sizsiniz ya da hasta temsilcisi sizsiniz, son kararı siz verirsiniz. Burada söze ‘Son kararı siz verirsiniz.’ diye başlamak çok etkili. ‘Son kararı siz verirsiniz.’ dediğiniz anda, karşı taraf ‘Bu beni domine etmiyor, bana baskı uygulamıyor.’ diye düşünüyor ve hemen nötrleşiyor. Orada bir güven oluşuyor.” ifadelerini kullandı.
“Açık, şeffaf ve hesap verebilir bir iletişim, problemleri çözer”
Güvenin bu çağda çok zayıfladığını dile getire Tarhan; “Açık, şeffaf ve hesap verebilir bir iletişim, problemleri çözer. İletişimde en önemli unsur güvendir. Ne yazık ki bu çağda güven çok zayıfladı. Oysa en büyük sermaye, güven sermayesidir. En değerli para birimi de dürüstlüktür. Bugün dürüst ve güvenilen insan sermaye biriktirebilir. Onun için açık, şeffaf ve dürüst bir ilişki kurmak gerekir. Dürüstlük derken şunu da ayırmak lazım: Bazı toksik dürüstlükler var, biz onları savunmuyoruz. ‘Toksik dürüstlük olur mu?’ diye soranlar olabilir. Askeriyede bazen bir bölükte bir kişi hata yaptığında bütün bölüğe sürünme cezası verilir. Bu eğitim ve disiplin amacıyla uygulanır ama adil değildir. Orada amaç, bir kişinin hatasından dolayı diğerlerinin ona baskı yapması ve bir daha yapılmamasıdır. Bu daha çok otokratik toplumlardan baskı kültürlerinden gelen bir alışkanlıktır. Oysa açık ve şeffaf iletişimde, ‘Şu gerekçelerle böyle bir uygulama var.’ denir ve açıkça konuşulur. Onun için açık iletişim çok önemlidir bilgi saklamadan, gizlemeden…” şeklinde konuştu.
Bütün kötülüklerin sebebi empatisizlik…
İletişimde empatinin önemini vurgulayan Tarhan; “Kötülükle ilgili yazılmış kitaplara bakın. ‘Kötülük Psikolojisi’ diye Baron’un bir kitabı var, Türkçeye de çevrildi. Ben kendi kitap çalışmamı yaparken ondan çok faydalandım. Emin olun, baştan sona empatiyi anlatıyor. Yani bütün kötülükleri bir odaya doldursanız, kapısını empati yoksunluğu açar. Karşı tarafı anlayamamak, onun ihtiyacını, duygularını anlayamamak, onun pozisyonundan bakamamak… Biz terapide de bunu böyle çalışıyoruz. Boş sandalye yöntemi var. Mesela danışanın annesiyle bir sorunu var diyelim. Burada sen oturuyorsun, şu boş sandalye annenin sandalyesi annen burada var kabul et, aklına geleni, ağzına geleni söyle diyoruz. Söylüyor. Sonra ‘Şimdi annenin yerine geç, annen adına cevap ver.’ diyoruz. Bu sefer annesinin açısından bakmayı öğreniyor. Yani empatiyi öğreniyor. Boş sandalye modeli… Biz bunu Mutluluk Bilimi ve Değerler kitabında da yazdık. Orada da bu örneği verdik. Bu yöntemi hem empati modülü olarak kullanıyoruz hem de anlam arayışında kullanıyoruz. Kişinin yaptığı davranışa yüklediği yanlış anlamı, doğru anlamla değiştirerek beyindeki yanlış değer yargılarını dönüştürebiliyoruz.” dedi.
“Hekimin lügatinde ümitsizlik olmamalı”
Hasta için en doğru imkanın sunulması gerektiğini belirten Tarhan; “Bir sağlıkçının bir hekimin lügatinde ümitsizlik olmamalıdır. Bizim sorumluluğumuz, hastanın iyileşmesi için tıbbın bize sunduğu yöntemleri uygulamaktır. Bunları uygularız sonuç iyi olur ya da olmaz bunu ancak tahmin edebiliriz. Mesela altı ay tedavi ettiğimizde yüzde 60–70 oranında iyileşme bekleyebiliriz. Bazen bu oran yüzde 80–90’a çıkar, bazen yüzde 30’da kalır. Onun için hastayla ilgili kesin söz vermemek gerekir. Hastaya ancak bir tahmin sunulur. Örneğin bağımlılık hastalarında, altı ay tedaviye devam edilirse yüzde 60–70 oranında düzelme öngörebiliyoruz ama altı ay devam etmezse zaten hasta kayıyor devam ederse de gerçekten sonuç alıyoruz. Beyindeki bozulan nöroplastisite ancak yaklaşık altı ayda düzelebilir. Böyle durumlarda yapılması gereken ümitsizliğe kapılmak değil gerçekçi umut sunmaktır. Gerçekçi olmayan umutlar da vardır. Mesela kronik şizofreni için ‘Hiç düzelmeyecek.’ demek de yanlıştır ya da ayağı kesilmiş bir hastaya ‘Sana yeni bir ayak yapacağım.’ demek de doğru değildir. ‘Senin için en uygun, en iyi protezi yapmak en gelişmiş, en fonksiyonel çözümü bulmak için çalışacağım.’ demek gerekiyor. Yani bizim vazifemiz, hastanın iyiliği ve tedavisi için araştırmak, en doğru imkanı sunmaya çalışmaktır.” ifadelerini kullandı.
“Zihinde çözülmeyen çatışma bedende çözülmeye çalışılıyor”
Çözülmemiş travmaların bedendeki etkilerine değinen Tarhan; “İnsan, zihinsel ya da duygusal bir çatışmasını çözemezse bunu beden diliyle çözmeye başlar. Yani zihinde çözülemeyen çatışma bedende çözülmeye çalışılıyor. Kişi çözemediği şeyi bedeninde yaşamaya başlar. Çözülememiş travmaları beyin zihinsel ve duygusal olarak ele alamadığında kişi duygularını açık iletişimle ifade edemediğinde ya da içine attığında bu kez beden diliyle çözmeye çalışır. Biz buna şunu diyoruz: Kişi zihinsel olarak çözemediği mesele yüzünden ruhsal olarak yaralanıyor. Ruhu yaralanıyor. Peki bu ruhtaki yaralanma bedene nasıl yansıyor? Biz bunu somatik deneyimleme tedavileriyle çalışıyoruz. Mesela kişiye solunum aldırıyoruz, otojenik training benzeri yöntemlerle omuz, boyun, sırt kaslarındaki kasılmaları fark ettiriyoruz. Fibromiyalji mesela bu şekilde ortaya çıkabiliyor. Öfkeli kişilerde mide ve bağırsak sorunları daha sık görülüyor. Üzüntülü kişilerde ise bağışıklık sistemi daha çok etkileniyor. Bunlar yüzde yüz değildir ama genel olarak uzun süreli depresif üzüntü yaşayan kişilerde bağışıklık sistemi zayıflar. Zaten literatüre göre stres, immün sistemi baskılar, buna immün supresyon diyoruz. İmmün sistem baskılandığında DNA hasarı artar, DNA tamiri bozulur. Böyle olunca da oradaki atipik, gizli uyuyan hücreler çoğalmaya başlar ve kanser ortaya çıkabilir. Yani üzüntünün fizyolojik bir karşılığı vardır. Buna örtülü depresyon, somatize depresyon, maskeli depresyon denir. Maskeli depresyonda kişi dışarıdan bakıldığında depresif değildir gayet neşelidir, canlıdır, güler ama iç dünyasında fırtına vardır ve kişi bunu beden diliyle yaşar.” diyerek sözlerini sonlandırdı.
Söyleşi toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.
Tarhan, okurları için kitaplarını da imzaladı
Söyleşinin ardından Tarhan, katılımcılar için kitaplarını imzaladı.
İlginin yoğun olduğu programda Tarhan okurlarıyla fotoğraf çektirdi, sohbet etti.
- En son haberler
- Edebiyatın yeni yüzyılında genç kalemler sahnedeydi!07 Şubat 2026
- Türkçe deyimlerimiz tehdit altında!06 Şubat 2026
- Nevzat Tarhan: Dijital linç, eleştiri değil yok etme davranışıdır06 Şubat 2026
- Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hekimin lügatinde ümitsizlik olmamalı”05 Şubat 2026
- Hızlı rahatlama mitine dikkat!05 Şubat 2026
- Asıl mesele erkekliğin nasıl öğretildiği!05 Şubat 2026
- Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!04 Şubat 2026
- Sanal kumar ve bahis sistemlerinin algoritmaları bağımlılığı besliyor!04 Şubat 2026
- Kanal tedavisi dişin ömrünü uzatıyor!03 Şubat 2026
- Tıp Fakültesinde akran değerlendirme süreci tamamlandı03 Şubat 2026
