Gençleri bekleyen yeni tehlike ‘Onay Bağımlılığı’

Abone ol

google news logo
Giriş19 Ocak 2026

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kartal Yüksel İlhan Alanyalı Fen Lisesi eğitimcileri ve velileri ile çevrimiçi olarak bir araya geldi. Programda “Dijital Çağda Ebeveyn Olmak” konusunu ele alan Tarhan, modern kültürün çocuklar ve aileler üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Dijitalleşmenin gençlerde onay bağımlılığı oluşturduğunu vurgulayan Tarhan, sanal ortamda düşünmeden yapılan paylaşımların kalıcı dijital izler bıraktığını ve bunun çocuklar için ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti. 

“Her şeyin dijitalleştiği bir çağda ciddi zorluklar var”

Gençlerin dijital dünyada ruhsal olgunluklarına uygun olmayan bilgilerle karşılaştığını belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “30-40 sene önce bir bilginin yarı ömrü 30 seneyse şimdi 3 seneye düştü. O kadar hızlı bir dönüşüm ve değişim var ki... 20-30 sene önce öğretmen ders anlatırken öğrencinin dikkati 15’inci dakikada dağılır gibi olur, hoca bir fıkra anlatır, dikkati dağıtan bir şeyler söyler, espri yapar, dikkati toplamaya çalışırdı. Şimdi bu 15 dakika, 3 dakikaya düştü. Sınıf yönetiminde böyle zorluklar var. Anne baba olarak da her şeyin dijitalleştiği bir çağda ciddi zorluklar var. Gençler için daha zor bu durum. 12-15 yaşlarındaki gençler ruhsal olgunluğuna uygun olmayan durumlarla erkenden karşılaşıyorlar. Hatta 10 yaşından önce karşılaşıyorlar. Bunlar onların yaş olgunluğuna uygun olmayan bilgiler. Bu onları olumsuz etkiliyor. Kendilerini yönetme zorluklarına sebep oluyor. Bütün bu süreç aslında anne babaları endişelendiriyor. Bunun çözümü de var. Her problemin çözümü kendi içinde. O problemi bulup doğru tanımlamamız lazım. Dijitalleşmenin tehdit boyutu var bir de fırsat boyutu var. Çocuklarımız olumsuz enformasyonla çok karşılaşıyorlar. Fırsat boyutuna baktığımızda hayatta yol almaları daha hızlı olabilecek. Bunu iyi yönetirlerse performanslarını, güçlerini artırabilirler.” diyerek sözlerine başladı. 

“İletişimsizlik, çatışmalı iletişimden daha kötü”

Disiplinin aslında soğuk bir kavram olmadığını belirten Tarhan; “Disiplin dediğimizde hep soğuk bir kavram olarak anlaşılır, askeri bir kavram gibi anlaşılır. Asık suratlar, ciddi duruşlar anlaşılır. Halbuki disiplin o değil. Disiplin, içinde sevgi olan disiplindir. Pozitif disiplinin içinde sevgi vardır. Mesela bir anne çocuğuna terlik fırlatır ama çocuk canını acıtmak için yapmadığını bilir. Aile içerisinde üç türlü iletişim vardır. Birincisi sağlıklı iletişim, pozitif iletişim, herkesin birbirini empati yaparak yapılan iletişimdir. İkincisi çatışmalı iletişim devamlı gerginlik vardır, devamlı iki taraf birbirini domine etmeye çalışıyor, hükmetmeye çalışıyor. Üçüncüsü iletişimsizlik. İletişimsizlik, çatışmalı iletişimden daha kötüdür çocuk için. Yani varlığının farkına varılmaması durumu. Böyle durumlarda çocuk annesi babasını kızdırır, bağırtır, kendisiyle ilgilendirir, oradan rahatlar. Çocuk negatif iletişimle beslenir. Çünkü öbür türlü yok saymak, evde yüzüne bakmamak, selam vermemek daha kötüdür.” ifadelerini kullandı. 

Her olay bir fırsat eğitimi haline gelebilir…

Anne babaların çocuklara kılavuz kaptan olması gerektiğini belirten Tarhan; “Pozitif disiplin adı altında çocuğun her dediğini yapmak, çocuğu prens gibi, prenses gibi büyütmek, evin küçük hükümdarı yapmak doğru değil. Bunun sonucunda narsist çocuk yetişir. Kendini dünyanın merkezinde alan, ergenlikte ‘Evin lideri benim’ dedirten, herkese hükmetmeye çalışan, anneye babaya karşı gelen, kafa tutan, şiddet uygulayan bir çocuk olur. Bu pozitif disiplin değil. Pozitif disiplin çocuğa iyiyi doğruyu, eğriyi yanlışı, güzeli çirkini öğretmektir. Çocuklar bizim çocuğumuz değil yaşadığımız çağın çocuğu. Bu nedenle çocuklarımızı büyütürken anne babanın burada yapacağı şey kılavuz kaptan olmak. Şu anda en çok yapılan şey çocukla didişmek. Negatif disiplin, baskıcılık. Böyle olunca çocuk korkak oluyor, benlik algısı düşük oluyor, kendini yetersiz hissediyor, hakkını arayamayan bir çocuk oluyor. Yahut da özerklik duygusu varsa çocuk anneye babaya kafa tutmaya başlıyor ergenlikle birlikte. Halbuki burada sorun çözmenin mutluluğunu öğretmek lazım çocuğa. Bir sorun çıkıyor, o sorunu nasıl çözeceğim deyip çözmenin verdiği mutluluk, emin olun bir gol atmış gibi rahatlatır insanı. ‘Çözülecek sorun var mı?’ demeli bir insan. Sorun istenilmez ama gelirse de ‘Bunu nasıl çözerim?’ diye A planı, B planı, C planı kurar. Böyle olunca her olay bir fırsat eğitimi haline gelir.” şeklinde konuştu.

“Pozitif disiplin içinde eleştirilebilirlik çok önemli”

Pozitif disiplinde eleştirinin armağan olduğunu belirten Tarhan; “21. yüzyıl becerilerinden en önemlisi eleştirilebilirlik. Eleştiriye açık olan kişiler kendini geliştirebilir. Onun için şirketler bağımsız denetçiler alırlar, yönetim kuruluna bağımsız üye alırlar. Dıştan üçüncü bir gözle gelir, onu analiz eder, eleştirir. Öyle olunca hatalarını görür ve düzeltir. Bizim beynimizde bir eleştirmen var. Onu çalıştırmamız lazım, öz eleştiri yapabilmemiz lazım. Başkalarının eleştirilerini otomatik reddetmemek gerekiyor. Doğruysa hatanı düzeltirsin, yanlışsa yoluna devam edersin. Niçin eleştirdi, eleştirmedi önemli değil. Hata yaptıran şeylerden birisi eleştiri korkusudur. Pozitif disiplinde eleştiri bile bir armağandır. Pozitif düşünen bir insan eleştiriler doğruysa hiç rahatsız olmaz ve düzeltir. Teşekkür eder, ‘Benim hatalarımı söylediğiniz için, gelişimimize katkı sağladığınız için.’ der. ‘Niye eleştiriyorsun?’ diye tepki vermez. Onun için pozitif disiplin içinde eleştirilebilirlik çok önemli.” dedi.

Gençler anlaşılmadığını düşünüyor…

Hz. Ali’nin sözünden örnek veren Tarhan; “Gençler ‘Beni anlamıyorlar’, ‘Anlaşılmadım’ diyorlar. Bu hangi durumlarda olur? Anne baba çocuğu hiç dinlemez. Hep tek taraflı konferans verir, nasihat verir. Sabah kahvaltısı bir konferans gibidir. Öğretmen, evde de öğretmen rolündedir. İş adamı, evde de iş adamı rolündedir. Evde anne ve baba rolünde olacaksın. Evde psikolog, öğretmen olamaz anne baba. Çocuğun hayat yolundaki yol arkadaşı olacak. 5 yaşına kadar oynayacak, 15 yaşına kadar yol arkadaşı olacak, 15 yaşını geçince çocukla istişare edecek. ‘Bu konuda ben şunu şöyle yaptım ne diyorsun?’ diyecek. 5 yaşına kadar oynayın, 15 yaşına kadar arkadaş olun, ondan sonra istişare edin sözü Hz. Ali’nin sözüdür. Düşünün bin 400 sene önce söylenmiş bir cümle. Halen de geçerli. Biz çocuklarımızla böyle empatik iletişim yapamıyoruz. Bir annenin bir babanın çocuğuna vereceği en büyük hediye onu dinlemektir. Dinlendiğinizde onaylamayabilirsiniz o zaman gerekçeleriyle birlikte hayır diyeceksiniz. Evet diyecekseniz de gerekçeleriyle birlikte evet diyeceksiniz ki hayatı öğrensin. Dinlemezseniz çocuk anlaşılmadığını, sevilmediğini zanneder.” ifadelerini kullandı.

“Çocuğu anlamak istiyorsak aktif dinleyici olacağız”

Çocukla iletişimde sen dili yerine ben dilinin kullanılması gerektiğinin altını çizen Tarhan; “Çocuğu dinlemek, aktif dinleyici olmak çok önemli. Dinledikten sonra eğer çocuğu övüyorsanız bile onun kişiliğini övmeyin davranış ve çabalarını övün. Kişiliğini överseniz egosu şişer. ‘Ben iyiymişim, güzelmişim, yakışıklıymışım, benim annem babam beni zaten çok seviyor.’ der kendini bırakır. Halbuki davranış ve çabalarını översek ‘Odanı ne güzel topladın, derslerine çok iyi çalıştın, karnen çok güzel geldi.’ dersek, çocuğun davranış ve çabaları övüldüğü için onlar gelişir. Egosu şişmez. Çocuğu eleştirsek de çocuğun davranış ve çabalarını eleştirelim, kişiliğini değil. Yani ‘Sen iyi bir çocuksun ama bu iş niye böyle oldu? Bu hata nasıl yapıldı? Hadi konuşalım.’ gibi. Burada genellikle anne baba ben dili yerine sen dili kullanıyor. Yargılayıcı ve suçlayıcı konuşuyorlar. Burada ben dilini kullanmak önemli. ‘Ben senin yerinde olsaydım şöyle yapardım, ben senin yerinde olsaydım şuraya giderdim.’  gibi. Sen diliyle konuşmak suçlayıcı ve yargılayıcıdır, karşınızdaki tarafın kişiliğinde savunma duygusu uyanır. Aşağılıyor gibi duygularla bu sefer ya içine atar yahut da sert tepki verir, ilişki pozitif iletişim olmaz. Ben dili pozitif iletişim yapar. Çocuğu anlamak istiyorsak aktif dinleyici olacağız. Hiç beklemediği zaman bir tebessüm, birkaç tane güzel söz, sevgi dolu bir bakış, bir sıcak bir dokunuş vereceğiz. Bunları vermek çok zor değil.” şeklinde konuştu.

“Modern kültür onay bağımlılığı yaptı”

Sanal medyada görünmezlik pelerinine sığınıldığını söyleyen Tarhan; “Şu andaki modern kültür benmerkezciliği besliyor. Onay bağımlılığı yaptı. Sanal medyaya giren bir insan kendisini görünmezlik pelerinine örtündü zannediyor. Karşı tarafla fiziksel temas olmadığı için sanki görünmezlik pelerini var gibi düşünmeden konuşuyor, düşünmeden söylüyor, düşünmeden yapıyor. Müthiş bir dijital iz bırakıyor. 5 sene, 10 sene sonra pişman olacağı şeyler yapıyor. Hatta bir ay sonra, 3 gün sonra pişman olacağı şeyler söyleyiveriyor. Burada iyi alışkanlıklar kazandırabilmek, iyi davranış geliştirmeyi çocuğa öğretmek çok önemli. Dijital dünya bunu zorlaştırdı. Çünkü çocuğun vaktinin çoğu orada geçiyor. Onun için biz evde dijital detoks yapın diyoruz haftada bir gün. Mesela haftada bir akşam herkes telefonu bıraksın evde sohbet edelim dijital detoks yapalım diyoruz. Bu şekilde yaparak iletişimi kaliteli hale getirdiğimiz zaman çocuk rahat iletişim kurabildiği, derdini anlatabildiği, derinlik olan, içinde anlam olan bir ilişki kurabiliyor. Çocuğumuzla derinlikli ilişki kuramazsak o çocuğu kaybederiz.” dedi.

“Ego ideali olmayan çocuğu motive edemezsin”

Çocuğa doyum erteleme becerisinin öğretilmesi gerektiğini belirten Tarhan; “İki türlü sabır vardır. Biri bizde hep yanlış bilinir, negatif sabır. Musibetlere, hastalıklara, kötülüklere sabretmek. Bir de pozitif sabır var. Pozitif sabırda bir hedefin vardır ona giderken zorluklara tahammül edersin, aşa aşa gidersin. Buna doyum erteleme becerisi diyoruz. Çocuğa doyum erteleme becerisi öğretmek gerekiyor. Bunu öğrenen çocuk psikolojik sağlamlık sahibi oluyor. Psikolojik sağlamlığın temel unsurlarından ilki kişinin olaylarla karşılaştığı zaman olumsuz duyguları tanıyıp yönetebilmesi. Duygularını düzenleme becerisi. Stres altında soğukkanlı kalma becerisini geliştirebilmesi. Burada zihinsel esneklik çok önemli. Olaylara farklı açıdan bakabilmeyi öğrenebilmek. Hep A planın olmayacak, B, C planın olacak. Zihinsel esneklik budur. Dağcılar dağa çıkarken ne yapar? Bir yol olmazsa giderler öbür yola, öbür yola... Ne yapıp edip kendini zorlarsa bir şekilde çıkarlar. Hayat yolculuğu da böyle. Yaptığın iş uğrunda emek vermek, yorulmak için yaptığın işe anlam katmak gerekiyor. Mesela çocuğa iç motivasyon kazandırmak için muhakkak uğrunda emek verilecek, yorulacak bir amacı olmalı, bir ego ideali olmalı. Anlamlı bir ego ideali olmayan çocuğu motive edemezsin. Bu iç motivasyondur. İç motivasyon kazandırmak için olumlu, yüksek bir ideali olması lazım. Yaşadığı zorluklara anlam yükler. Anlam yüklediği zaman o zorlukları aşar.” ifadelerini kullandı.

“Modern kültürün bize yaptığı en büyük kötülük erdem ahlakını değersizleştirmesi”

Küresel sistemin çıkar odaklı ilişkiyi yücelttiğini söyleyen Tarhan; “Trafikte giderken trafik levhaları bize yol gösterir, hayatımızda da değerler ve inançlar bize yol göstericidir. Bu da çocuklukta öğrenilir. Mesela biz istiyoruz ki çocuğumuz zeki olsun, başarılı olsun. Zeki, başarılı bir çocuk kimya mühendisi oluyor, gidiyor sentetik esrar üretiyor. Çocuk zeki, başarılı bilgisayar mühendisi oluyor, gidiyor hacker oluyor. Zeki, başarılı tıp fakültesini bitiriyor, doktor oluyor, gidiyor yenidoğan çetesi kuruyor. Demek ki zeki ve çalışkan olmak yetmiyor. Üçüncü bir parametreye ihtiyaç var. Onun adı da erdem ahlakı. İyi-kötü, doğru-yanlış gibi. Japonya, Çin bunu 4-6 yaş arası yapıyor. Çocuğa erdem ahlakını öğretiyor. Sözünde durmayı, arkadaşlarına yardım etmeyi, eşyalarını toplamayı, odasını toplamayı... Hatta ‘Akvaryumdaki balığın öleceğini bil.’ tarzında eğitiyor hayatın gerçeklerini. Bunu öğrendiği zaman çocuk kişiliğini onun üzerine inşa ediyor. Şu anda modern kültürün bize yaptığı en büyük kötülük erdem ahlakını değersizleştirmesi. Her şeyi materyalize etmesi. Böyle çıkar odaklı bir ilişkiyi yüceltmesi küresel sistemin. Maalesef çocuklarımız açısından bir risk oluşturuyor. Bir çocuğun ana vatanı çocukluk dönemidir. Çocukluk dönemini güzel geçirdiysek, güzel anılarla hatırlıyorsak, nereye giderseniz gidin orada çok güzel şeyler yaparsınız.” şeklinde konuştu.