Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Geleceğin liderliği erdem ve anlam üzerine olmalı”

Abone ol

google news logo
Giriş20 Ocak 2026

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Genç MÜSİAD tarafından Galatasaray Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen ‘Young Business Academy’de üniversiteli gençlerle bir araya geldi. “Yapay Zeka ve Liderlik Psikolojisi” başlığında söyleşen Tarhan, liderliğin yalnızca zeka ve çalışkanlıkla sınırlı olmadığını; erdem, ahlak, anlam ve amaç bilincinin liderlikte belirleyici rolüne dikkat çekti. Tarhan, yapay zekanın karar süreçlerini ve liderlik anlayışını dönüştürdüğünü de ifade etti. 

Galatasaray Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen Young Business Academy’de Tarhan’a üniversiteli gençlerin ilgisi yoğun oldu.

“Her subay potansiyel bir lider olarak yetiştirilir”

Subayların potansiyel lider olarak yetiştirildiğini belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Ben asker kökenliyim Kuleli Askeri Lisesi mezunuyum. Her subay potansiyel bir lider olarak yetiştirilir. Teğmen olduğu andan itibaren en azından bir takım lideridir ve bu bilinçle eğitilir. Bu noktada Silahlı Kuvvetler 2004’lü yıllarda çok önemli bir dönüşüm yaşadı. Devrim diyorum çünkü bu bilimsel liderlik alanında gerçekleşen ciddi bir değişimdi. Daha önce klasik ve karizmatik liderlik anlayışı hakimdi. Ancak 2004’te, o dönem Genelkurmay Başkanı olan Hilmi Özkök’ün liderliğinde, bilimsel liderlik tanımı yapıldı. Liderlik tüm Harp Akademilerinde ders olarak programa alındı ve sistemli bir şekilde öğretilmeye başlandı. Bugün lider adayı yetiştirirken, özellikle kapitalist sistemin iki temel parametreye odaklandığını görüyoruz. Zeki olsun, çalışkan olsun. Yani başarılı olsun. Ancak sadece zeki ve çalışkan olmak yeterli mi? Bakıyorsunuz bilgisayar mühendisliğinden mezun oluyor, hacker oluyor. Kimya mühendisliğini bitiriyor, sentetik esrar üretiyor. Tıp fakültesini bitiriyor, Yenidoğan çetesi kuruyor. Hepsi zeki, hepsi çalışkan. Demek ki üçüncü bir parametreye ihtiyaç var.” diyerek sözlerine başladı.

“İnsan Homo Psychologicustur”

İnsanların kararlarını çoğunlukla psikolojik ve duygusal etkenlere göre verdiğini söyleyen Tarhan; “İnsan alışveriş yaparken, satın alma kararı verirken ya da yatırım yaparken temel ihtiyaçlara göre hareket etmiyor. Genellikle en çok sevdiği alana yatırım yapıyor. Takdir, övgü ve alkışla yatırım yapıyor. Toplumdan onay bağımlılığı var. İşte yatırım alanları da buna göre yönlendiriliyor. Özellikle yapay zeka ve sosyal medya algoritmaları da bunu şu anda manipüle ediyor. Bu noktada insan, Homo Psychologicustur. Yani karar verirken psikolojik ve duygusal etkenlerle hareket ediyor. 1996’da Portekiz kökenli bir nörobilimci, Descartes’ın Yanılgısı adlı kitabında insan için ‘Düşünüyorum, öyleyse varım.’ yerine ‘Hissediyorum, öyleyse varım.’ dedi. Daha sonra üniversitemizde bir nörolog hocamız ise ‘İnanıyorum, öyleyse varım.’ diye bir kitap yazdı. Yani insanın beyni aslında bir inanç organı. Nörobilim bunu gösteriyor. İnsan, inandığı şeyi doğru kabul ediyor ve ona göre hareket ediyor inanmadığını ise şüpheli bilgiler dosyasına atıyor ve uygulamaya geçirmiyor. Bu durum, insanın karar verme mekanizmasında psikolojik etkenlerin ne kadar belirleyici olduğunu, Homo Psychologicus olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.” ifadelerini kullandı.

“Bulanık mantık küresel bir boyut kazandı”

Yapay zekanın matematiksel olarak modellendiğini ifade eden Tarhan; “Yapay zekanın aslında gizli kahramanlarından biri bir Azerbaycanlıdır. 1968’de gizli bir yayın yapıyor ve Fuzzy Logic yani Bulanık Mantık tanımını ortaya koyuyor. Yani olasılık mantığını. Klasik bilgisayarlar 1 ve 0 ile çalışırken, o aradaki bulanık alanları, gri alanları da dikkate almak gerektiğini söylüyor ve bunun matematiksel modellemesini yapıyor. Kiplik mantığı, modern mantık ve olasılık mantığı 1920’lerde tanımlanıyor. Beynimiz karar verirken aslında tek bir işleve sahip. Geçmişi tarıyor ve gelecekle ilgili tahminlerde bulunuyor. Yani beyin bir tahmin makinesi, senaryo yazıyor. Beynin ortasındaki Default Mode Network bu senaryoları oluşturuyor ve en kuvvetli veya en hoşuna giden senaryoyu seçip ona göre karar veriyor. Yapay zekanın matematiksel modeli oluşturulunca, bulanık mantık küresel bir boyut kazandı. Tıpkı matbaanın insanlıkta devrim yaratması gibi, yapay zeka da bilgiye ulaşımı kolaylaştırarak benzer bir dönüşüm sağlıyor. Bu nedenle liderlik anlayışı da değişiyor. 20. yüzyıl bilgi çağı liderliğiydi, 21. yüzyıl ise bilgelik çağı olacak. Geleceğin liderlerinin, kapitalist sistemin kısa vadeli, çıkar odaklı liderlik modelleri yerine, bilgeliği de dikkate alan bir liderlik anlayışıyla hareket etmeleri, uzun vadeli liderlik için kritik olacak.” şeklinde konuştu.

“21. yüzyıl hızın ve başarının yüceltildiği bir çağ”

Liderliğin sadece zeka ve çalışkanlıkla ölçülmemesi gerektiğini belirten Tarhan; “21. yüzyıl hızın ve başarının yüceltildiği bir çağ. Daha önce bahsettiğimiz iki parametre vardı zeki olsun, çalışkan olsun. Üçüncü parametre ise erdem ve ahlak olmalıdır. Eğer kişi erdem ve ahlak sahibiyse, insanı koruyan şey yalnızca iyi niyet ya da dindarlık değildir esas koruyucu olan hesap verebilirliktir. Bakın, Fatiha Suresinde yevmiddin ifadesi geçer. Bu kelime, din günü anlamına gelir. İbranice karşılığı ise hesap günü demektir. Yani herkes iyi ya da kötü yaptığı işlerin hesabını verecek. Modern hayat ise bu hesap verme duygusunu zayıflattı. Günümüzde hızlı yaşam, haz ve çıkar odaklı bir felsefe bu duyguyu daha da geri plana itti. Bununla birlikte üç değer kazandırma özelliği hala mevcut. Teknoloji bizzat tarafsızdır. Kullananın niyetine ve amacına göre şekillenir. Teknolojiyi iyi amaçla kullanırsak hedefimize daha hızlı ulaşırız, kötü amaçla kullanırsak küresel oyuncuların kullanılan bir figüranı oluruz. Bu nedenle kendi değerlerimiz, insanlığın en büyük ihtiyacı haline gelmiştir. Gerçek ve bilimsel liderlikte lider, kendi menfaatini gözetmez karşılanmayan ihtiyaçları arar. Yönettiği firmanın veya topluluğun hangi karşılanmayan ihtiyacını karşılayabileceğini sorgular ve buna göre hareket eder.” dedi.

“Beynimize anlam ve amaç mutluluğunu öğretmemiz gerekiyor”

Kısa vadeli hazın dopaminle, anlam ve amaç mutluluğunun serotonine bağlı olduğunu belirten Tarhan; “Dopamin ve serotonin arasında fark vardır. Dopamin, somut zevklerle ilgilidir, kısa vadelidir ve hızla beyinde tükenir. Üstelik dopamin beklenen ödüllerden değil, beklenmeyen ödüllerden en çok salgılanır. Bu yüzden kumar veya madde bağımlılığı beyinde dopaminin en çok salgılandığı alanlardır çünkü beklenmeyen ödüller beyin merkezlerini aktif hale getirir ve dopamin pik yapar. Fakat gerçek ve kalıcı ödül, bir amaca ulaşma veya anlam bulma ile ilgilidir. Mevlana bir sözüyle bunu ifade eder ‘Zevkler ve renkler peşinde koşuyordum, o zamanlar kanserdim, ne zaman bundan vazgeçtim şifayı buldum.’ Mecnun’un Leyla’ya olan aşkı gibi… Kavuştuğunda dopamin kısa süreliğine yükselir, sonra tekrar azalır ve yeniden arayış başlar. Bu döngü tekrarlanır. Peki biz kendimizi dopamine karşı nasıl koruruz? Dopamin, kısa vadeli zevklerde salgılanır. Aristoteles bunu 2 bin 500 yıl önce şöyle açıklamış, İki türlü mutluluk vardır. Biri hedonik mutluluk, yani haz ve dopamin mutluluğu diğeri ödomanik mutluluk yani anlam ve serotonin mutluluğu. Örneğin depresyonda antidepresanlar, beyindeki serotonini yavaş yavaş yükseltir etkisi hemen değil, zamanla ortaya çıkar. İnsan beynine dopamin mutluluğunu değil serotonin mutluluğunu öğretirsek dopamin tuzağına düşmeyiz. Bu nedenle beynimize anlam ve amaç mutluluğunu öğretmemiz gerekiyor.” diyerek sözlerine devam etti.

“Gençlerde yılmazlık zayıf, hemen yılgınlığa kapılıyor”

Gençlerin sabırsızlık ve acelecilik eğilimlerini aşmak için doyum erteleme becerisinin önemine dikkat çeken Tarhan; “Şu andaki gençlerin en zayıf yönlerinden biri acelecilik ve sabırsızlıktır. Örneğin doçentliğe hazırlanıyorsunuz ya da dil sınavına gireceksiniz belirli bir süre çalışmanız, günde belli saatler ayırmanız gerekiyor. Üniversite sınavına hazırlanıyorsanız günde 100 soru çözmek gibi hedefler koyarsınız. Bu hedefi belirledikten sonra hedefe uymayan şeylere hayır diyebilme becerisi kazanmak önemlidir. Buna teknik olarak doyum erteleme becerisi denir. Doyum erteleme becerisiyle kazanılan güç psikolojik sağlamlıktır. Literatürde buna resilience denir Türkçeye dirençlilik olarak çevrilir. Aslında bizim kültürümüzdeki yılmazlık kavramına çok yakındır. Ancak günümüzde gençlerde yılmazlık zayıf hemen yılgınlığa kapılıyor, çabuk pes ediyorlar.” ifadelerini kullandı. 

“Vicdan sadece bir duygu değil…”

Beynimizdeki zihinsel jüri kavramından bahseden Tarhan; “Vicdan sadece bir duygu değildir. Vicdan beynimizin ön lobunda bulunan bir fren mekanizmasıdır. Kötülüğe karşı hayır diyebilme becerimiz buradan kaynaklanır. Bu fren mekanizması, beynin medyal frontal bölgesinde bulunan inhibisyon alanı yani durdurma alanıdır. Örneğin alkol bu alanı bozuyor kişi disinhibe oluyor, aklına geleni söylüyor ve normalde yapmayacağı şeyleri yapabiliyor. Bir insanı tanımak istiyorsanız onu sinirlendirin, onunla seyahat edin ya da sarhoş olduğu anı gözlemleyin. O an beynin inhibe ettiği alanlar ortaya çıkar. Bu fren mekanizması eğitilebilir. Beynimizde bunu yöneten bir zihinsel jüri vardır. Bu jürinin yargıcı gelen bilginin doğru mu güvenli mi faydalı mı merhametli mi güzel mi olduğuna karar verir ve sonucunda en uygun kararı verir. Yap ya da yapma. İşte özgür irade burada devreye girer. İnsan bilinçli bir varlıktır ve diğer canlılarda bu özellik yoktur.” şeklinde konuştu. 

“İnsan neye inanırsa, beyin onunla ilgili bağlantılar kurar”

Ego ideali doğrultusunda idealist, realist ve aktivist bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini söyleyen Tarhan; “İnsanın muhakkak bir ego ideali olmalıdır. Ego ideali hem somut hem de soyut bir yapıya sahiptir. Bir hedef piramidi vardır en tepesinde ‘Neyim?’ sorusunu düşünelim. En tepedeki hedefimiz, hayatımızın sonunda iyi şeyler biriktirmek olmalıdır. Bu günümüz dünyasında zor bir hedef gibi görünebilir ama niyetimizi taşımak önemlidir. Beynimizin görünmeyen bir özelliği vardır. İnsan neye inanırsa, beyin onunla ilgili bağlantılar kurar, algılar oluşturur ve pozisyon alır. Bu nedenle beyin, amaca göre karar veren bir organdır. Örneğin sabah 4’te kalkacağım diyen bir kişi, saati kurmasa bile kalkabilir ama ‘Kalksam da olur, kalkmasam da olur.’ derse önemli bir şeyi kaçırabilir. İşte beynimizi uzun, orta ve kısa vadeli olarak programlamak gerekir. Bu da ego idealleri ile mümkün olur. Burada üç özelliği birleştirmek gerekir. İdealizm, realizm ve aktivizm. İdealizm, insan yetenekleri doğrultusunda idealist olmalıdır yani balığa uçmayı ya da kuşa yüzmeyi öğretmeye çalışmak gibi olmayan hayallerin peşinde olmamalıyız. Realizm, Mevlana’nın pergel metaforu gibi bir ayağımız gerçeklerde, bir ayağımız hayallerde olmalıdır. Aktivizm, yaptıklarımızı eyleme dönüştürmeliyiz. Yakınmacı bir kültür değiliz atalarımız Orta Asya’dan Adriyatik’e kadar at üstünde, emir ve komut kültürüyle ilerlemişlerdir. Türkçedeki emir-komut ifadelerinin çokluğu da bunu gösterir. Böyle bir kültürde tembellik bize hiç yakışmaz.” dedi.

“Asıl önemli olan, fırtınalı denizde yüzmeyi bilmek”

Merhamet ve sorumluluk duygusunun önemini vurgulayan Tarhan; “Bu zaman çok iyi de olmak çok kötü de olmak için riskli bir zaman. Yani oldukça tehlikeli bir dönem. Durgun denizde yüzmeyi öğrenmek kolaydır asıl önemli olan fırtınalı denizde yüzmeyi bilmek. Günümüzde en çok zarar gören iki duygu vardır merhamet ve sorumluluk. Dijitalleşme özellikle gençlerde bu duyguları olumsuz etkiliyor. Bu konuyu bir Hadis-i Şerif’te de buluyoruz ‘Kıyamete yakın şeytan çocuklarınıza musallat olacaktır.’ Soruluyor, ‘Ey Allah’ın Resulü, bunu nasıl anlayacağız?’ Cevap, ‘Kıyamete yakın, bunu iki şeyden anlarsınız: Haya ve merhamet eksikliğinden.’ Yani ahir zamanda, çocuklar üzerinde şeytanın etkisi, haya ve merhamet eksikliği ile anlaşılacak. Dijitalleşmenin insanlara en çok verdiği zarar da budur empati yoksunluğu yani merhametsizlik. Sadece kendi çıkarını düşünmek, başkalarının ihtiyaç ve duygularını göz önüne almamak…” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Prof. Dr. Tarhan’a plaket takdim edildi

Katılımcıların merak ettiği soruları da cevaplayan Tahan’a, söyleşinin ardından Genç MÜSİAD Başkan Yardımcısı Furkan Meral, Yönetim Kurulu Üyesi Esma Nur Kamar ve Eğitim Komisyonu Üyesi Büşra Alkan tarafından plaket takdim edildi.